bazur.forumkurd.net
Giriş yap

Şifremi unuttum

En son konular
» SEN OYURKEN
Paz Mart 24, 2013 9:02 am tarafından BAZUR FORUM

» PARDON
Paz Mart 24, 2013 8:39 am tarafından BAZUR FORUM

» BAZUR
Salı Şub. 22, 2011 11:21 pm tarafından BAZUR FORUM

» teskur yazisi )))))))))))
Cuma Ağus. 20, 2010 10:59 pm tarafından BAZUR FORUM

» toplu siteler
Çarş. Ağus. 11, 2010 11:13 pm tarafından BAZUR FORUM

» Grup seyran ez nizanim
Perş. Kas. 26, 2009 8:33 pm tarafından rustemizal

» Koma Dilan - Serisi 5 Albüm (Rapid)
Salı Ekim 27, 2009 8:43 pm tarafından BAZUR FORUM

» Koma Şirvan - Serisi 12 Albüm (Rapid)
Salı Ekim 27, 2009 8:22 pm tarafından BAZUR FORUM

» Koma Çiya - Serisi 7 Albüm (Rapid)
Salı Ekim 27, 2009 8:14 pm tarafından BAZUR FORUM

» Koma Kurdi (Direkt Indir+RS)
Paz Eyl. 20, 2009 10:46 pm tarafından BAZUR FORUM

» Kurdish music Jamshid
Ptsi Ağus. 17, 2009 10:44 pm tarafından BAZUR FORUM

» hasan serif
Ptsi Ağus. 17, 2009 10:43 pm tarafından BAZUR FORUM

» chopy xan konser
Ptsi Ağus. 17, 2009 10:39 pm tarafından BAZUR FORUM

» mrb arkadaşlar banada yer varmı aranızda
Perş. Haz. 18, 2009 2:49 pm tarafından zozan_helin

» arka pilan
Cuma Haz. 12, 2009 11:32 pm tarafından BAZUR FORUM

» Kürt Remzi - Limin Cano - Keko Vare [Rapid+Zshare]
Ptsi Haz. 08, 2009 4:24 pm tarafından BAZUR FORUM

» Koma Mizgin - Serisi 5 Albüm [Rapid]
Ptsi Haz. 08, 2009 4:21 pm tarafından BAZUR FORUM

» Murat Bektas - Serisi 11 Albüm [Rapid+Uploaded]
C.tesi Mayıs 16, 2009 3:22 pm tarafından BAZUR FORUM

» Koma Sirvan - Serisi 7 Albüm
C.tesi Mayıs 16, 2009 3:16 pm tarafından BAZUR FORUM

» Koma Zerdeste Kal - Serisi 3 Albüm
C.tesi Mayıs 16, 2009 2:43 pm tarafından BAZUR FORUM

Anahtar-kelime

Sosyal yer imi

Sosyal yer imi Digg  Sosyal yer imi Delicious  Sosyal yer imi Reddit  Sosyal yer imi Stumbleupon  Sosyal yer imi Slashdot  Sosyal yer imi Yahoo  Sosyal yer imi Google  Sosyal yer imi Blinklist  Sosyal yer imi Blogmarks  Sosyal yer imi Technorati  

Sosyal bookmarking sitesinde adresi saklayın ve paylaşın

Sosyal bookmarking sitesinde bazur.forumkurd.net adresi saklayın ve paylaşın

Kasım 2017
PtsiSalıÇarş.Perş.CumaC.tesiPaz
  12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
27282930   

Takvim Takvim

Program

Kürdistan Tarihi

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

Kürdistan Tarihi

Mesaj tarafından BAZUR FORUM Bir Ptsi Nis. 27, 2009 7:23 pm

Kürdistan, Ortadoğu’da 550.000 kilometrekare yüzölçümüne sahip, 1639 tarihli Kasr-ı Şirin, 1923 Lozan Antlaşması’yla dört parçaya bölünmüş bir ülkedir. Eski istatistiklere dayanılarak yapılan tahminlere göre Kuzey Kürdistan’da (Türkiye parçasında) 20 milyon; Doğu Kürdistan’da (İran parçasında) 10 milyon; Güney Kürdistan’da (Irak parçasında) 5 milyon; Güney-Batı Kürdistan’da (Suriye parçasında) 1,5-2 milyon kadar olmak üzere toplam 35 milyonun üstünde bir Kürt nüfusu vardır. Bu rakamlarda, zorunlu olarak egemen devletlerin nüfus sayımları esas alındığı için gerçek nufusun bu rakamlardan daha yüksek olduğuna inanılmaktadır. Zira Kürtler için bağımsız bir nufus sayımı yapmanın koşulları yoktur.
Kürtler, Yunan ve diğer Batılı tarihçilerin anlatımlarına göre Medlerin varisleridirler.
Coğrafik olarak Yukarı Mezopotamya diye anılan Med ülkesi, kuzeyde Ağrı Dağı ile Urmiye Gölü’nün batı yakasından başlayarak Zağros dağları doğrultusunda aşağı Mezopotamya’nın sınırlarına kadar giden bölgenin Dicle ve Fırat nehirlerinin kapsadığı alan olarak tarif edilmektedir. Uygarlığın merkezi sayılan Mezopotamya’da Sümer, Babil uygarlıklarının oluşmasında katkısı bulunan halkların varislerinden biri de Kürtlerdir.

Kürtlerin ataları olan Medlerin siyasi olarak en belirgin biçimde tarih sahnesinde görülmeleri yaklaşık olarak 3000 yıl önceye yani M.Ö. 1000 yıllarına rastlar. Asur İmparatorluğu’nun egemenliği altında yaşamak zorunda kalan Mezopotamya halklarından biri olan Medler, M.Ö. 700 yıllarından itibaren bu köleci imparatorluğa karşı mücadeleye önderlik etmeye başlar ve diğer halkların da desteklerini alıp köleci Asur İmparatorluğunu yıkmayı başarıp M:Ö. 612 yılında Med İmparatorluğu’nu kurarlar.
Büyük İskender’in istilasına kadarki dönemde Perslerle ortak egemenlik içinde yaşayan Medler bu dönemden sonra sırasıyla , önce Makedon egemenliği, M.S. 30 ile 476 yılları arasında ise Doğu Roma İmparatorluğu’nun egemenliği altında dağınık, yarı fedaratif aşiretler biçiminde varlıklarını sürdürdüler.
Orta Çağ’da ve özellikle İslam dininin Ortadoğu’ya egemen olmasıyla birlikte Kürtler sırasıyla İran Safevi, Emevi, Abbasilerin egemenliğine girdiler. Ancak tüm bu dönemlerde Kürtler, fiiliyatta bazen bağımsız bazen de otonom bir şekilde, bir yapılanma içerisindeydiler. Otonomi mi olacak, bağımsız bir ilişki mi olacak bunu, İşgalcilerle beyliklerin güç dengeleri belirledi. Birçok devlet ilan ettiler. Uzun süre varlıklarını sürdürmüş olan, 10. ve 11. yüzyıllarda kurulmuş olan Mervani ve Şeddadi devletlerini buna örnek olarak gösterebiliriz. Selçuklular ile Osmanlıların egemen oldukları dönemde Kürt egemenleri, Bey, Mir gibi ünvanlarla anılmışlardı. Selçuklu sultanları ile Yavuz Sultan Selim, Kanuni Sultan Süleyman gibi Osmanlı padişahları Kürt beyleriyle çeşitli anlaşmalar imzalayıp onların coğrafik hudutlarını ve içişleriyle ilgili egemenlik haklarını tanımışlardı. Buna karşılık Kürt beylikleri de savaşlarda, Osmanlı padişahlarının emri altında ve ganimette de ortak bir şekilde savaşmayı kabul etmişlerdi.
Bu durum 19. yüzyılın ilk yarısına kadar sürdü, Kürt beyleri kendi bölgelerinde iktidar sahibiydiler, Kendi içlerinde kamu düzeni için gerekli yasalarını koyup uygulayabildiler. İdari, hukuki ve ekonomik işlerini İstanbul’dan bağımsız olarak yürütmeye özen gösterdiler. Kürt beyleri veraset yoluyla ve geleneksel yöntemleriyle başa gelme kuralından taviz vermediler. Birçok yerde vergiler, bu beyler adına toplandı, kadılar bu beyler tarafından atandı. Ancak buna rağmen dışişlerinde Osmanlı İmparatorluğu’na bağlıydılar ve bu çerçevede ilişkilerini sürdürüyorlardı.
19. yüzyılın başlarında Osmanlı hükümdarları, İmparatorluğun dağılma sürecine girmesi ve pek çok ulusun bağımsızlığını kazanmasının yarattığı korkuyla eski sistemi terkedip merkezileşme politikasını izlemeye başladılar. Kürt beyliklerinin otoritelerini ortadan kaldırıp Kürdistan’a merkezi vali, kadı tayin etmek, kendi adlarına vergi almak istediler.
Kürtler bunun anlamını iyi biliyorlardı. Hemen itiraz ettiler. Ancak Osmanlı sultanları, tek egemen olmak, iktidarı başkalarıyla paylaşmak istememeleri, Osmanlı topraklarının büyük bir kısmında olduğu gibi Kürdistan’da da tepkiyle karşılandı. Kürtler bu duruma isyan ettiler.
Tüm dünya çapında gelişen ulusçuluğun etkisiyle 19. yüzyılın sonlarına doğru, Osmanlılık yerine Türklük ön plana çıkarılmıştı. Kürtler de bu dönemde ulusal bir uyanış içerisindeydiler. Ancak Kürdistan’da görülen pek çok dinsel ve mezhepsel çelişki, Kürt toplumunun feodal yapısı, Osmanlı idaresinin pek çok sinsi politikasıyla birleşince, ulusal uyanış ve merkezi idareye yönelik rahatsızlıklar sebebiyle çıkan isyanlar, aynı takvime denk gelemedi. Mir Abdurrahman Baban, Bedirxan Bey, Yezdinşer, Şeyh Ubeydullah Nehri ve
başka bir çok bölgesel önder komutasındaki Kürtlerin başkaldırıları, ciddi başarılar kazanmalarına rağmen, kitlesel ve coğrafik olarak yeterince geniş bir alana yayılamadıklarından bir dönem sonra kanlı bir şekilde bastırıldılar.
20. yüzyıla gelindiğinde İttihat ve Terakki Partisi iktidarı ele aldı ve Türkçülüğe doğru son hızla gidildi. 1. Dünya Savaşı fırsat bilinerek Ermenilerin sonu getirildi. Artık Osmanlının egemenliğindeki topraklarda aykırı sesler istenmiyordu. Hükümet, bir Kürt hareketinin örgütlenebileceği kuşkusu içinde idi. İttihat ve Terakki iktidarı vakit kaybetmeden bir Göç Kanunu çıkardı. Kürtler kitleler halinde batıya sürüldü. Savaştaki ölümler bu göçlerle birleşince Kürtler yüzbinlerce insan kaybettiler ve derin bir açlık ve sefaletle karşı karşıya kaldılar.
I. Dünya Savaşı, ardından imzalanan Mondros Mütarekesi, Osmanlı İmparatorluğu’nun sonunu getirdi. Mütareke ile birlikte Kürt illeri de işgale uğradı. Savaş, aynı zamanda Kürtlerin örgütlenmelerini de hızlandırmıştı. ABD Başkanı Wilson’un dünyaya duyurduğu 14 prensip, Osmanlı İmparatorluğu içinde yaşayan tüm halkları olduğu gibi Kürtleri de ilgilendiriyordu. Ezilen milletlere ve milli azınlıklara bir takım hakların verilmesinin öngörüldüğü bu ilkeler, Kürt toplumunu da yakından ilgilendiriyordu. Kürtler, birçok ilinde hızla bir araya gelip örgütlenmeye
başladılar. Etkin Kürt aristokrat ailelerinin desteğinde ve bürokrat-asker kökenli Kürt şahsiyetlerinin önderliğinde Kürdistan’ı hedefleyen pek çok örgüt kuruldu. Ancak bunların geniş kapsamlı bir Kürdistan kurtuluş proğramları yoktu.
İstanbul’daki İngiliz, Amerikan ve Fransız yetkilileri de Kürdistan sorunu ile ilgili olarak bu örgütlerle ilişki içerisindeydiler ve görüş alışverişinde bulunuyorlardı. Kürt örgütçüleri şu anda olduğu gibi o dönemde de Batılı devletlerin temsilcilerine bir Kürt sorununun bulunduğunu ve çözülmesi gerektiğini anlatabilmek için çaba harcıyorlardı. O yıllarda da Kürtler Batılı devletlere dertlerini anlatabilmenin sıkıntılarını yaşamışlardı. Ancak Kürtlerin ve Kürt siyasetçilerinin bu çabaları çelişkilerin sadece diplomasiyle çözülmediği, çoğu zaman güçle çözüldüğü bu dünyada, doğal olarak bir sonuca ulaşamadı. Amerika ve batılı devletler, sorunu çözebilecek yaklaşımı gösteremediler.


Güç dengeleri savaş sonrasının politikasında belirleyici oldu. Birliklerini ve örgütlenmelerini yeterince sağlayamadıkları için güçlüler arasına giremeyen Kürtler bu sürecin sonunda, İkiye parçalanmış ülkeleri birleşip kurulamadığı gibi dörde bölündüğünden en zararlı halkların listesindeki yerlerini aldılar. Sorun, geleceğe katlanarak ertelenmişti.
avatar
BAZUR FORUM
ADMIN
ADMIN

Erkek Mesaj Sayısı : 3853
Lakap : bazur63
Reputation : 10
Points : 9280

http://bazur.forumkurd.net

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Kürdistan Tarihi

Mesaj tarafından BAZUR FORUM Bir Ptsi Nis. 27, 2009 7:25 pm

Kürtlerin önemli bir kısmı da ortak ülke ve gelecek vaddeden M. Kemal’in önderliğinde
Türklerle birlikte mücadele ettiler. Kürtlerin önemli bir kısmıyla Türkler, işgallere karşı ortak bir eylemin içinde oldular. M. Kemal, bu süreçte Kürt gücünün farkındadır ve bunu hayati görür. Ortak isteğin örgütlenmesi için Kürt kavramı tamamen reddedilmedi.
M.Kemal, hareketten ayrık duran Kürt kesimlerinin dıştalanması için „İngiliz himayesinde bir Kürdistan oluşturmak“ iddiasını kullandı. Erzurum ve Sivas kongreleri, 1920’de oluşturulan Büyük Millet Meclisi’ne Kürt unsurlar da katıldı. İşgallere karşı Müdafa-ı Hukuk içinde birlikte yer alındı. Kürtler Kemal’in, „Kürtler ve Türkler ayrılmaz iki kardeştir ve bu yurt iki unsurun ortak yurdudur“ politik söyleminden etkilendiler. Kürtler ortak yurdun savunulmasına güçleri ile, milisleriyle, silahlarıyla birlikte katılmışlardır. M. Kemal’in doğudan başlamasında Kürdün bu silahlı ve örgütsel gücü aktif ve moral bir etken olmuştur. M. Kemal’in ilk önce gittiği yer Kürdistan’dır. Kürtler, Türkiye ve Kürdistan’ın işgalden kurtulması ve Kürt haklarının kabul edileceği kendilerine ait bir geleceğin verileceği söyleminden etkilenerek M. Kemal’in davetine katılmışlardır. „Kan, tarih ve din iştirakiyle yek vücut edilen Kürt“ ifadesi sık sık kullanıldı.
Milli mücadele günlerinde „Kürtlerin ulusal, toplumsal ve sosyal varlıklarının kabul edileceği, geliştirilmesinin destekleneceği“ne dair konuşmalar her gün duyuluyordu, metinlere geçiriliyor, imzalanıyordu.
M.Kemal TBMM’deki birçok konuşmasında Kürt varlığından ve bir ortak yurt kavramından söz etti. Önemli konuşmalarından birinde şöyle demişti: „Meclisi alimizi (Yüce Meclisimizi) teşkil eden zevat (şahıslar) yalnız Türk değildir, yalnız herkes değildir, yalnız Kürt değildir, yalnız Laz değildir.
Fakat hepsinden mürekkep (oluşan) anasır-ı İslamiyedir, samimi bir mecmuadır (İslam unsurları ve samimi bir topluluktur). Bu mecmuayı teşkil eden bir unsur-ü İslam, bizim kardeşimiz ve ortak çıkarlarımız olan vatandaşlarımızdır... Yek diğerine (biri diğerine) karşı hürmet- i mukabele (karşılıklı saygıyla) riayetkardırlar (uyumludurlar) ve diğerinin her türlü hukukuna etnik, toplumsal, coğrafi hukukuna daima hürmetkar olduğunu tekrar ettik ve teyit ettik (onayladık).“
M. kemal 1923’ten sonra bu söylediklerini unutmakla kalmamış, savaş öncesindeki sözlerini hatırlatanları da idam etmiş, o bölgeyi de yakıp yıkmıştır. 1925’le birlikte uygulanan devlet şiddeti bir Kürt kıyımı halini almış, her türlü Kürt muhalefeti kanla ezilmiştir.
Bir „mezar sessizliği“nin yaratılması, idam sehpalarının kurulması, şehirlerin, köylerin topa tutulması, yakılıp yıkılması, binlerce Kürt köylüsünün batı illerine sürülmesi, Kürdistan’a batı illerinden nüfus aktarılarak Kürt köylerinin Türkleştirilmesi sürecine başlanması, Asimilasyon, Takrir-i Sükun Kanununun çıkarılması ve İstiklal Mahkemeleri’nin kurulması, Umumi Müfettişlikler, değişen M.Kemal’in yeni uygulamaları oldu.
Devlet yanlısı aşiretler ve devlet karşıtı aşiretler ayrımına gidilerek Kürdistan’da belirgin bir bölünme, düşmanlık yaratıldı. Ayaklanmaya katılmamış olsa da binlerce Kürt, ileride baş kaldırabilir denilerek sürgüne tabi gönderildi..
Kürtler, M.Kemal’in yaptıklarını şimdi olduğu gibi o zaman da kabul etmediler. Sözlerine bağlı kalmasını isteyip isyan ettiler ve hiç durmadan isyan ateşlerini harmanladılar. Kürtler bu dönemde; Palu-Genç-Hani, Ağrı, Dersim’de tepkilerini gösterdiler ve ayaklandılar. Ancak ancak bilinen sebeplerden en başta derin bölünmüşlük ortamının etkilerinden, Türk devleti karşısında fazla başarılı olunamadı. Devlet, 1938’deki Dersim İsyanının son aşamasına kadar Kürdistan’a 16 (Dersim ile birlikte 17) tedip, tenkil ve temizleme harekatı düzenledi. İsyanları kanlı bir şekilde bastırdı. Tüm herşeyi bitirdiğini düşündü. Kürdü Kürdistan’ı unutturmak istedi, Kürtleri tarihten sildirmek, Kürtler adına hiçbir şey bırakmamak istedi. Herşeyi yasakladı.bu meseleyi Ağrı’nın eteklerine gömdüğüne kendisini inandırdı.

Artık Türk devleti rahatça diğer politikalarını uygulamaya geçebilirdi. Büyük katliamlar sonrasında zorunlu göç ve sürgün yasası çıkarılarak Kürtlerin iç dinamikleri tamamen parçalandı. Kürdistan tarihinde ender rastlanan bir baskı mekanizması kurularak Kürtler adeta sindirildi. Ekonomik yaşam koşulları daha kötüleşti. Sosyal yapı darmadağın edildi. Kürt ileri gelenleri Kürdistan’dan uzaklaştırıldı. Türk kapitalizminin gelişmesinin askeri ve siyasal koşulları yaratıldı. Kürt dilini, ulusal özelliklerini ve bir bütün olarak Kürt kişiliğini yok etmeye yönelik politikalar çok şiddetli bir şekilde devreye sokuldu. Özel eğitilmiş ve tek amacı Kürt çocuklarının ruhunu öldürüp onları Türkleştirmek olan kemalist ideoloji ile donatılmış öğretmenler Kürdistan’a gönderilmeye başlandı.
Kemalist rejim, Dersim başta olmak üzere Kürdistan’ın önemli merkezlerinde, illerinde ve kasabalarında Kürtleri türkleştirmek için Kürdistan’da asimilasyon yuvalarını açmaya yatılı bölge okullarını bölge çapında yaygınlaştırmaya girişti. Jandarma zoruyla köylerden toplanan Kürt çocukları bu hiçleştirme yuvalarında eğitim adı altında köklerinden koparıldılar. Saçları sıfıra vurulmuş, tutsaklar gibi tek tip elbiseler giydirilmiş Kürt çocukları için en tehlikeli şey Kürtçe konuşmak, Kürt olduklarını hatırlamaktı.
Toplumdaki hiçleşmeyi garanti altına alabilmek için Kürtçe konuşmaya karşılık para cezaları kesildi. Kent ve köy pazarlarında Kürtçe bilen Kemalist hafiyeler dolaşmaya başladı. Türkleştirmenin en iyi vasıtaları olan özel eğitilmiş öğretmenler bu hafiyelerin baş yardımcılarıydılar. Kürt şehir, kasaba ve köylerinin, ve Kürdistan corafyasına ait isimler değiştirildi. Tüm bunlar yapılırken de yüzlerce köy, şehir, kasaba yakıldı, yüzbinlerce insan öldürüldü, sürüldü. Bu korkunç politikalar Kürdistan’ı öyle bir hale getirmişti ki, 1970’lere kadar Kürtlük adına, 49’lar olayını saymazsak, hiç bir şey duyulmadı. Kendilerince bu meselenin halledilmesi için ne gerekirse fazlasıyla yapılmıştı. Herşey halledilmişti veya öyle zannediliyordu.
1. Dünya Savaşının ertesinde İngilizlerin egemenliğine, Güney Kürdistan Kürtleri şeyh Mahmut Berzenci hareketiyle karşı çıktılarsa da başarıya ulaşamadılar. İngilizlerin yardımıyla gelişen kapitalizm Araplarla sınırlı kaldı. Güney Kürdistan, geri feodal yapısı içinde kalmaya devam etti. Suriye Kürdistan’ında benzeri ekonomik durumlar yaşandı.
Büyük bir sarsıntı geçiren İran şahı İngilizlerin yardımı ile Simko’nun isyanını fazla büyümeden bastırdı. Şahlık rejimi daha sonraki dönemlerde Sovyetlerin desteği ile l930’larda merkezi bir devletin konumunu güçlendirdi ve Kürdistan üzerindeki hakimiyetini sağlamlaştırdı.
İkinci Dünya Savaşı sonucunda, faşist güçlerin yenilmesi, sosyalizm ve demokrasi güçlerinin zaferle çıkması, dünyada ulusal kurtuluş hareketlerinin gelişmesi için elverişli koşullar yarattı. Afrika, Asya ve Ortadoğu’da ulusal kurtuluş hareketleri başladı. Bir çok halk özgürlüğüne kavuştu. Klasik sömürgeci sistem tasfiye edici darbeler aldı. Klasik sömürgeciliğin yerini yeni sömürgecilik, İngiltere’nin yerini de ABD aldı.
Kürdistan’ın tüm parçaları da bu yeni dönemden etkilendiler. İngilizler Irak, Fransızlar Suriye’den çekilerek her iki parçada da yönetimi araplara devrettiler. Suriye Kürdistanı’nda sınırlı kapitalist gelişme ulusal bilinçlenmeye yol açtı. Ulusal düşünceler Kürdistan’ın bu parçasında alabildiğince gelişti. Irak Kürdistanı’nda önce KDP ve daha sonra YNK kuruldu. Bu örgütlerin önderliğinde Kürtler Irak Baas rejimine karşı inişli, çıkışlı bir mücadeleye giriştiler. Ancak bu parçadaki mücadelenin egemen güçlerle olan işbirlikçi karekteri yüzünden pek çok ciddi yanlışlıklara, ihanetlere girmekten kurtulamadılar. Daha sonraki dönemlerde de geniş bir Batı desteğine kavuşmaları ve ellerine pek çok fırsat geçmesine rağmen iktidarı kalıcı olarak ellerine geiçremediler ve bu coğrafyadaki Kürtler Pek çok defa uluslararası oyunlara kurban edildiler.
2.Dünya savaşında en büyük fırsatı Doğu Kürdistan denilen İran Kürdistanı yakaladı. Şahın Hitler yanlısı olması sebebi ve bazı başka şartların elverişli olması sebebiyle Kızıl Ordu, Kürtleri destekleyerek Mahabat Kürt Cumhuriyeti’nin kurulmasına yardım etti. Kendi iç örgütlenmesini sağlamaya vakit bile bulamadan bu cumhuriyet, Sovyetler Birliği’nin, İran’la anlaşıp, desteğini çekmesiyle kanlı bir biçimde bastırıldı. İran rejimine karşı Kürtlerin muhalefeti 1950’lerden itibaren de kısmen başarısız olsa da sürdü.
Dünyadaki ve bu arada Kürdistan’daki bu değişimlerin etkileri Türkiye’ye de yansıdı. Türkiye NATO’ya girerek yeni dünyada yerini aldı. Kapitalizmi pek çok kuralıyla benimsemek, durumunda kaldı.

Türk burjuvazisi devletin desteğini arkasına aldı; Türkiye pazarının tamamına açılmayı hedefledi. Bir süre sonra bu siyasetin etkileri Kürdistan’da da hissedilmeye başlandı. Kürdistan’ın rolü ucuz hammadde ihtiyacını karşılamadan öte olacaktı. Kürdistan’a kapitalizmin girişiyle Kürdistan’daki ucuz işgücü değerlendirilecek, Kürdistan pazarı Türk mallarına açılacaktı. Bu politikaların hayata geçmesiyle Kürdistan’daki ekonomik ve sosyal yapı hızlı bir değişime uğradı. Kürdistan’da modern sınıfların nüveleri belirmeye başladı.Bu da ulusal kurtuluş için elverişli koşullar oluşması anlamına geliyordu. Egemen sınıfları Türk burjuvazisiyle bütünleşme yoluna girerken, ezilen sınıflar muhalefet etmeye başladı. Ciddi muhalefet, Sosyalizm ve dünyadaki ulusal kurtuluş mücadelelerinden de etkilenen aydın gençlikten geldi. Kürt gençliği, Kürdistan’ın sosyo ve ekonomik tahlilerini yaparak l970’li yıllarda ulusal kurtuluş için Türk sömürgeciliğine karşı mücadeleye etmenin yollarını aramaya başladı. Yılların mücadeleleri incelendi, Kürt toplumu incelendi, Türk hakim sınıflarının karekteri incelendi ve kurtuluş ve özgürleşme yolunda teorinin pratiğe, pratiğin de teoriye dönüştüğü uzun bir yolun adı olan PKK kuruldu.
Bu birkaç sayfada özetlenen Kürdistan tarihi bize Kürtlerin genel tarihlerinin çok önemli benzerlikler taşıdığını gösteriyor. Bu tarihin son 3000 yılı belki şöyle özetlenebilir;
Asya, Avrupa ve Afrika’daki yayılmacı güçlerin yayılma alanları için basamak teşkil eden bir coğrafyada bulunması, ipek ve baharat yollarının üzerinde bulunması, yeraltı madenleri bakımından zengin olması, Ortadoğu gibi bir çok dine ve uygarlığa beşiklik eden bir bölgede olması gibi etkenler; Kurdistan’ın kaderini belirleyen etkenlerin başlıcaları olmuştur. Bu konum, Kürdistan’ın, saldırılara açık ve belirli güçlerin tahakküm isteklerine muhatap olmasını ve uzun süreli işgallerle karşı karşıya kalmasını sağladı. Kürt toplumunun birçok gücün egemenliğinde uzun sürelerle yaşamak zorunda kalması, toplumun kendini toparlayabilecek, tekrar aynı amaçlar konusunda motive olmasına, örgütlenmesine yetecek ‘’rahat bir dönem’’ geçirmemesine yol açtı; bu da Kürtlerin iç dinamiklerinin parçalanması, farklı siyasi ve dini ideolojilerin etkisinde kalmaları ve çoğu zaman da birbirleriyle savaşmaları gibi bir sonucu doğurdu. Bu da, ‘’bölünme, başkasına dayanma,birbiriyle savaşma ve daha da küçük parçalara yeniden bölünme’’ den oluşan uzun dönemli bir kısır döngünün meydana gelmesini beraberinde getirdi.
Ancak bunca bu işgal ve istilalara bunca baskı, zulüm ve katliamlara karşın Kürtler direnerek varlıklarını sürdürdüler. Bunca olumsuz gelişmeye rağmen Kürtler asla başeğmediler. Özgürlüklerinden vazgeçmediler. Hep isyan etmtiler, asla teslim olmadılar. Ovalarda savaş kaybettiklerinde dağa çıkıp düşmanlarına ordan bir daha cevap vermidiler. Bin yılların yürüyüşüne kimse son noktayı koyamadı. Dillerini kültürlerini koruyup geliştirdiler, sayısız esere buluşa imza atıp, insanlığa hediye ettiler. Dünyanın barbar güçlerine karşı kimliklerini korudular.

Son sözü her zaman Kürtler söyledi. Söylemeye devam ediyorlar, tüm eşitsiz koşullara rağmen ve tarihlerinde hep olduğu gibi hiç dinlenmeden, özgürlüğe olan tutkularından hiç bir şey kaybetmeden. Hem de makus talihlerini tersine çevirerek, parçalardan birliğe doğru giderek. Kürtler bitirildi zannedildi ama bir daha meydana çıktılar. ve Dersim’de, Ağrı’da Zilan’da yokedildiler ama bu sefer Fis Köyünde PKK’yle ortaya çıktılar.
1978, 27 Kasımında kurulan Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ’nin öncü kadroları, Kürdistan’da örgütlenmenin ve ulusal-toplumsal anlamda ilerlemenin bütün yasal yollarının tıkandığına, sömürgeciliğe karşı silahlı mücadele dışında bir yolla sonuç alınamayacağına ve Kürt halkının sömürgecilik koşullarında parçalanıp yok edilmeye çalışılan kişiliğinin ancak kararlı bir direnişle yeniden kendi ifadesini bulacağına inandılar. Bu nedenle ideolojik hazırlıktan sonra politik bir karar verilerek partileştiler. Kürdistan’da ortaya çıkan ulusal-demokratik bir hareket olarak denebilir ki, trajedilerle dolu Kürt tarihinin gerçek bir sentezini oluşturdular. PKK’nin yapısıyla diğer örgütlerin yapısı arasındaki önemli farkı mücadelele biçimleriyle de ortaya koydular. Yaşam hakkının ve ulusal kimliğin bile reddedildiği bir ülkede legal yöntemlerle mücadele vermenin mümkün olmadığına inanan PKK, Kürt toplumunu yeniden diriltme, ayağa kaldırma ve yeniden inşa etme başarısını Öcalan’ın yaşamında da görülen inanılmaz bir mücadele azmi ve müthiş bir pratikle ortaya koyabildi.
avatar
BAZUR FORUM
ADMIN
ADMIN

Erkek Mesaj Sayısı : 3853
Lakap : bazur63
Reputation : 10
Points : 9280

http://bazur.forumkurd.net

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz